08 05 2011

F Harfi Kelimeler Alfabetik

F, f

Türk abecesinin yedinci harfi.

Adı ''fe'' olan bu harf, sesbilim yönünden dişeti dudak ünsüzlerinin örtümsüzüdür.

Müz: Nota imlerini harflerle gösterme yönteminde ''fa'' sesini belirtir.

Kim: Flüor elementinin kimyasal simgesi

 

Faal

Çalışkan, çalışan, işleyen.

Faaliyet

Çalışma, çalışkanlık, canlılık.

 

Faanahtarı

Müz: Portedeki notaların '' fa '' yüksekliğinde olacağını belirten im.

 

Fabl

Kişileri çoğunlukla hayvanlardan seçilen, sonunda bir yaşam dersi ortaya koyan,

genellikle koşuk biçiminde yazılmış öykü.

 

Fabrika

İşlenmemiş ya da yarı işlenmiş maddeleri insan, makine ve benzeri araçlar

kullanarak işleyen ve kullanıma, tüketime hazır bir duruma getiren sanayi kuruluşu.

 

Fabrikasyon

Fabrikada yapılarak tüketime sunulan ( madde ) .

 

Fabrikatör

Fabrika sahibi ya da fabrika işleten kimse, fabrikacı.

 

Facia

Çok üzüntü veren acıklı olay.

Eş : Tragedya, trajedi.

 

Faça

Yüz, çehre

 Yüzdeki bıçak yarası

Gazinoda sahneye en yakın olan masalar

 

Façeta

 Elmasın yontulmuş yüzlerinden her biri.

Eş: Faseta

 

Façuna

Halatın örselenmesini önlemek için, örselenecek yerlerinde tel ya da sicimle yapılan sargı.

 

Fagosit

Yutargöze

 

Fagot

Müz: Tahtadan yapılan ve parçalardan oluşan uç uca ekli olduğu için uzun bir boruya

benzeyen  bir üflemeli çalgı.

 

Fağfur

Çin ‘ de yapılmış, Çin işi de denilen vazo, sürahi, kadeh, fincan, tabak, kase gibi değerli porselen ( eşya )

 

Fahrenhayt

( Alman fizikçi Daniel Fabriel Fahrenheit ‘ in adından ) Erimekte olan buzun sıcaklığını 32,

kaynar suyun buhar sıcaklığını 212’ de gösterebilecek biçimde derecelenmiş

bulunan bir tür sıcakölçer .

 

Fahri

Onursal

 

Fahriye

Divan Yazını’ nda ozanların kendi özelliklerinden övünerek söz ettikleri, kendilerini

övdükleri koşuk ya da kasidelerde, mesnevilerde ozanın kendini övdüğü bölüm.

 

Faik

Üstün, yüksek.

 

Fail

İşleyen, yapan, eden.

Huk: Hukuksal bir sonuç doğuran bir suçu işleyen kimse.

 

Faiz

Banka ve benzeri bir yere ya da bir kimseye belli bir süre işletilmek üzere ödünç verilen

paranın kullanımına karşılık olarak alınan kar, başkasının parasını belli bir

süre kullanmak, işletmek için ödenen para.

Eş: Getiri

 

Fak

Kapan, tuzak

Faka basmak

Oyuna getirilmek, tuzağa düşmek, hileye kanmak.

 

Fakat

Ancak, ama, yalnız.

 

Fakfon

Bakır, çinko ve nikelden oluşan, gümüş görünüşünde, kuyumculukta da kullanılan bir alaşım.

 

Fakır

Yoksulluk

 

Fakih

Fıkıh bilgini

 

Fakir

Geçimine yetecek ölçüde bir geliri olmayan, güçlükle geçinen, yoksul.

 

Fakirhane

Alçakgönüllülük göstermek için ‘’ evim ‘’ evimiz yerine kullanılır

 

Fakirizm

İnsanın vücudunun bütün kötülüklerin kaynağı olduğunu, ruhun kurtuluşu

ve mutluluğu için beden eziyet etmek gerektiğini öne süren ve bunu uygulayan Hint felsefesi,

Hint dervişliği.

 

Fakirleşmek

Yoksullaşmak

 

Faks

Yazı ve resimleri, telefon yolu aracılığıyla anında tıpkıbasım olarak gönderip alabilen elektronik aygıt.

 

Faksimile

Tıpkıbasım

 

Faktitif

Ettirgen eylem.

 

Faktör

Etken, etmen.

 

Fakül

Benek

 

Fakülte

Bir üniversitenin, öğrenim alanı ya da uzmanlık konusu bakımından ayrılmış kollarından her biri.

 

Fal

Yazgı, şans ve kısmeti anlamak, gelecekte olacakları öğrenmek ereğiyle kahve telvesi, 

iskambil  kağıdı, el ayası, bakla gibi şeylere bakarak anlam çıkarma.

 

Falaka

Kalınca bir sopayla bunun iki ucuna bağlı bir ipten oluşan, ayakları uygun bir biçimde  sıkıştırmakta yararlanılan bir dayak aracı.

 

Falakacı

Osmanlı döneminde, kola çıkan sadrazamın, İstanbul kadısının, yeniçeri ağasının ya da 

sekbanbaşının yanında bulunan ve suçlu görülenleri falakaya çeken görevli.

 

Falan

Söylenmek istenmeyen ya da söylenmesi gerekli görülmeyen bir özel adın  yerine kullanılır.

 

Falanj

Eski Yunanlılarda, özellikle Makedonya piyadelerinin çekirdeğini oluşturan mızraklı alay.

 

Falanjist

İspanya ‘ da ulusal falanja üye bulunan kimse.

 

Falcı

Fal bakmayı kendine geçim yolu yapan kimse

 

Falçete

Falçete, falçeta eğri  biçimli kunduracı bıçağı.

 

Falso

Bir müzik yapıtını çalarken ya da söylerken yapılan nota yanlışlığı.

 

Falya

Eskiden ağızdan dolma toplarda bulunan, topu ateşlemek için ağızotunun konulduğu delik.

2. Kayıp koyuverme, salıverme, bırakma.

 

Falyanos

Hayb: Yunusbalığının iri bir türü

 

Familya

Aile

Yaşb. Hayb. Ve bitb. Birçok ortak özellikleri dolayısıyla bir araya getirilen cinslerin oluşturduğu topluluk.

 

Fanatik

Bir öğretiye, bir dine, bir kimseye, bir şeye çok aşırı ölçüde, coşku ve tutkuyla bağlı olan, bağnaz ( kimse )

 

Fanfan

Ağzının içinde konuşan, konuşması çok iyi anlaşılmayan ( kimse ) .

2. Yaşlanmış, yaşlı ( kimse )

 

Fanfar

Bakırdan yapılmış üflemeli çalgılardan oluşan orkestra.

 

Fanfin

Anlaşılmayan yabancı bir dille konuşmak anlamına gelen

 

Fangri

Ilıman ve sıcak denizlerde yaşayan, mercan türünden bir balık

 

Fani

Bir gün ölecek olan, gelip geçici, bir gün sona erecek olan, kalıcı olmayan, kalımsız, ölümlü.

 

Fanila

Genellikle ince pamuk ipliğinden dokunmuş, vücudun üst bölümüne ten üzerine giyilen iç çamaşırı.

 

Fanta

Baştankaragillerden, gök baştankara da denilen, mavimsi yeşil renkte bir kuş.

 

Fantasma

Gerçekte var olmadığı halde gözün var gibi gördüğü imge, görme yanıltısı.

 

Fantastik

Gerçekte var olmayan, gerçek olmayan, düş ürünü olan.

 

Fantazya

Düşlem

 

Fantezi

Sonsuz, sınırsız, düş

 

Fanti

İskambil kağıtlarında üzerinde oğlan resmi bulunan kağıt.

 

Fanus

Üzerinde süsler bulunan, uzun ayaklı fener.

2. Mikroskop, saat gibi araçları tozdan korumak için üzerlerine kapatılan yarımküre biçiminde cam kap.

 

 

Fanya

İnce gözlü bir balık ağına, mantar yakasından kurşun yakansa değin uzanan iri

gözlü ikinci bir ağ eklendiği zaman bu ikinci ağa verilen ad.

 

Far

Taşıtların önünde bulunan ve önü ve uzağı aydınlatan, güçlü ışık verici.

 

Faraş

Süpürgeyle bir yerde toplanan süprüntüleri alıp atmaya yarayan, çoğunlukla tenekeden ya da plastikten yapılmış, kısa saplı, bir tür küçük kürek.

 

Faraza

Varsayalım ki, tutalım ki, diyelim ki, ola ki

 

Farba

Farba farbala , fırfır.

 

Fare

Sıçangillerden, sıçandan ufak, küçük vücutlu, sivri çeneli, uzun bıyıklı, uzun ve çıplak kulaklı,

ufak ve kara gözlü, kemirgen bir memeli hayvan.

 

Farekulağı

Çuhaçiçeğigillerden, tohumu kuşyemi olarak kullanılan bitkilerin cins adı.

 

Farenjit

Yutaka oluşan, boğaz mukozasın şişmesi, yangılanması biçimindeki hastalık, yutak yangısı.

Eş: Anjin

 

Farfara

Ağız kalabalığı, gürültü.

 

 

Farımak

Yorulup güçten düşmek, güçsüzleşmek, yorulmak.

 

Fariğ

Çekilmiş, vazgeçmiş

2. Sıkıntısız, rahat.

 

Faril

 Balık ağlarının alt ve üst yanlarına geçirilen, keçi kılından ip.

 

Farisi

Farsça

 

Fariza

Tanrısal buyruk, Tanrı buyruğu.

2. Kişinin yapmak zorunda bulunduğu görev.

 

Fark

Ayrım

 

Farkına varmak

Anlamak, sezmek, ayrımsamak.

 

Farmakodinami

İlaçların, hasta ya da sağlıklı organizmalar üzerindeki etkisini deneysel olarak araştıran,

inceleyen bilim.

 

Farmakodinamik

İlaçların etki gücü

 

Farmakoloji

İlaçlar konusunda araştırmalar yapan, ilaçların etkisini ve kullanışlarını konu alan bilim dalı.

 

Farmason

Mason

İnançsız, dinsiz

 

Fars

İlkel, sıradan ve kaba güldürme öğelerinden yararlanılarak, kimi kez de inanırlığın sınırlarını

zorlayarak oluşturulan, ciddi bir havası ve iletisi bulunmayan, yalnızca güldürme ereğini güden,

incelikten yoksun güldürü.

 

Farsça

Hint- Avrupa dilleri bölümünden ve İran devletinin resmi dili olan bir dil.

 

Farta

Abartılmış söz, abartılmış yalan.

 

Fartfurtçu

Gelişigüzel iş yapan, konuşan ya da palavra atan, boşboğaz ( kimse ) .

 

Farz

Müslümanlıkta, geçerli bir özür olmadıkça kesinlikle yapılması gereken,

yapılmaması günah sayılan Tanrı buyruğu.

 

Farzımuhal

Tutalım ki, varsayım ki

 

Fasa fiso

Hiçbir önemi ve değeri olmayan, beş para etmez, üzerinde durmaya değmez, boş ( şey ya da söz )

 

Fasarya

Üzerinde durmaya değmeyen, hiçbir değeri, önemi olmayan, anlamsız, boş ( şey ya da söz )

 

Fasıl

Bölüm, kısım, devre.

Müz: Peşrev, nakış, şarkı, saz semaisi gibi parçaların belli bir sıraya göre çalınıp söylenesi.

 

Fasıla

Ara, aralık, kesinti.

 

Fasih

( Anlatış için ) açık ve düzgün.

 

Fasikül

Ansiklopedi ve benzeri büyük kitapların ayrı kapaklar içinde yayımlanan bir ya da birkaç formalık bölümü. 

 

Fasit

Kötü, bozuk.

 

Faslı

Fas halkından olan ( kimse )

Fason

( Modada ) terzinin, belli bir ölçü ve modele göre kumaşa biçim vermek üzere kesimi.

 

Fasone

Dokumada, atkı ya da çözgünün kumaş yüzeyi üzerinde kendiliğinden bir desen oluşturduğu her tür kumaş.

 

Fasulye

Fasulyegillerden, barbunya, çalı fasulyesi, ayşekadın, horoz fasulyesi gibi birçok

türü bulunan, ürünü sebze olarak kullanılan, bir yıllık sarılgan bir bitki.

 

Faş

Ortaya dökülmüş, açığa vurulmuş, gizliliği kaldırılmış, açıklanmış.

 

Faşing

Almanya ‘ da Hıristiyanlığın büyük perhizinden önce düzenlenen üç gün ya da kimi kez

bir hafta boyunca süren şenlik, eğlence, karnaval

 

Faşizm

İytalya’ da  Musolini’ nin önderliği altında 1919’ da başlayan, adını 1922-1943 yılları

arasında iktidarda bulunan partiden alan, sendikalara, meslek kuruluşlarına dayanan,

devlet sınırlarını genişletmek ereğini güden, tüm yetkilerin tek partinin

ve tek kişinin elinde topladığı düzen.

 

Faşo

Faşizm yandaşı, faşizme bağlı, faşist ( erkek )

 

Fatih

Yengi kazanan, yenen ( kimse ).

İslam devletlerinde, b,r ülkeyi ya da bir kenti savaşarak ele geçiren hükümdar

ve  komutanlara verilen san.

 

Fatiha

Kuran’ ın ölülere Tanrı’ nın rahmetini dilemek için dua olarak okunan ve halk arasında

‘’ elham’’  diye bilinen birinci suresi, Fatiha suresi.

 

Fatura

Satılan bir malın cinsini, miktarını, fiyatını ve toplam tutarını belirten ve satıcı tarafından

düzenleyerek alıcıya verilen belge.

 

Faul

Maçlarda ve türlü spor karşılaşmalarında, b,r sporcunun takımına sayı kazandırma

olasılığı bulunan bir hareketini önlemek için, karşı takım oyuncusunca başvurulan kuraldışı davranış.

 

Fava

Bakla’ ya da bezleye içiyle yapılan zeytinyağlı ezme.

 

 Favori

Herhangi bir işte ya da yarışmada üstün geleceğine inanılan ( kimse, takım vb. )

 

Fay

Kırık

 

Fayda etmemek

Bir etkisi, bir yararı olmamak, işe yaramamak

 

Fayrap

Bir istim kazanının, gemilerde ateşçiye, ateşi hızlandırması, harlı duruma getirmesi için verilen komut.

 

Fayton

Tek körüklü, dört tekerlekli, bir çift at tarafından çekilen binek arabası.

2. hayb. Perdeayaklılardan, sıcak deniz kıyılarında yaşayan, uzun kuyruklu bir kuş

 

Fazilet

Erdem

 

Fazla

Alışılmıştan, gereğinden çok olan.

 

Fazla gitmek

Ölçüyü aşmak, ileri gitmek.

 

Fazlalaşmak

Var olan sayısı artmak, çoğalmak.

 

Fazlalık

Gereğinden artık olma durumu, çokluk.

2. Gereksiz olan.

 

Fe

Türk abecesinin yedinci harfinin adı.

Kim: Demir elementinin kimyasal simgesi

 

Fecaat

Yürekler acısı durum, çok acıklı olay.

 

Fecir

Sabaha  karşı ortalığın aydınlanmaya başladığı zaman, gün ağarması, tan vakti.

2. Güneş doğmadan önce görülen kızıllık, tan kızıllığı.

 

Feda

Bir amaç yolunda bir değer ya da varlıktan vazgeçme.

 

Feda etmek

Bir şeyi gözden çıkarmak ( bir şeyi bir şeyin ) uğruna vermek.

 

Feda olsun

 Varsın gitsin, uğrunda yok olsun anlamında söylenir.

 

Fedai

Yüksek bir ülkü için her türlü tehlikeyi göze alan, ülkü yolunda canını bile esirgemeyen kimse.

2. Para karşılığında bir kimseyi ya da bar, saz kumarhane gibi bir yeri koruyan kimse.

 

Federal

Federasyon durumunda birleşmiş olan. 

 

Federalist

Federalizm yandaşı ( kimse görüş ).

 

Federalizm

İki ya da daha çok devletin, ayrı ayrı bağımsız olmakla birlikte, kendi gönüllü katılımlarıyla

tek bir devlet durumunda birleşmeleri biçimindeki siyasal birlik.

 

Federasyon

İki ya da daha çok devletin tek bir devlet duruna gelmek için oluşturdukları siyasal birlik, devletler birliği.

 

Federe

Bir federasyona bağlı olan

2. bir konfederasyonun  üyesi

 

Fekül

Kimi patates benzeri bitkilerin yumrularında bulunan nişasta

 

Felah

Kurtuluş, iyileşme, onma.

 

Felaket

Çok büyük üzüntüye ve sıkıntıya, onarılması güç, büyük zarara yol açan olay ya da durum.

 

Felaketzede

Felakete uğramış

 

Felç

İnme, felç gelmek, inme inmek, felç olmak.

Mec: ( bir iş ) ilerleyeme mez, yürüyemez duruma gelmek, içinden çıkılamaz bir durum almak, tıkanmak.

 

Feldispat

Potasyumlu, sodyumlu olarak üçe ayrılan, en önemli silikatlı mineral grubu.

 

Feldmareşal

Ask: kimi batı devletlerinde en yüksek askeri rütbe.

 

Felek

Gök, gökyüzü

2. dünya evren, alem

3. baht, talih, şans

Müz: askeri mızıkada zilli bir müzik aracı

 

Feleğin çemberinden geçmiş

Başından iyi, kötü çok iş geçmiş, yaşamın içinde pişmiş

 

Felekten kam almak

Gönlünce eğlenip hoş zaman geçirmek.

 

Felemenkçe

Felemenklilerin konuştuğu dil.

 

Felfelek

Küçük bir kelebek türü.

2. hurmagillerden, Asya’ da yetişen, kestane büyüklüğünde yemiş veren,

yemişinden şerit düşürücü olarak yararlanılan bir bitki.

 

Felfellemek

Eski dinçliğini, canlılığını, zindeliğini yitirmek, buruşmak.

 

Fellah

Çiftçi

2. Mısır köylüsü

3. zenci, arap

 

Felsefe

Var olanların varlığı, kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme

ve bilginin bilimsel olarak araştırılması.

 

Fellik fellik

Telaşla oradan oraya koşturarak aramak

 

Feminizm

XVIII. yüzyılda Fransa’ da filozoflar ve kadın yazarlarca ortaya atılan ve savunulan, daha sonraki

yüzyıllarda her toplumda yandaş bulan, toplumda kadının siyasal ve toplumsal haklar

bakımından erkekle eşit olması gerektiğini öne süren ve bunu gerçekleştirmeye çalışan akım.

 

Fen

Kimya, matematik ve yaşambilime verilen ortak ad.

2. Mec: düzen, hile.

 

Fena

Nitelikçe iyi olmayan, kötü

2. üzücü, kötü.

 

Fenci

Fen alanında çalışan bilim adamı

2. Fen dersleri veren Öğretmen.

 

Fener

İçinde bir ışık kaynağı bulunan, dışı cam ve benzeri saydam bir maddeden yapılmış,

türlü biçimlerde olabilen aydınlatma aracı.

 

Fenerbalığı

Hayb: Fenerbalığıgillerden, sıcak ve ılık denizlerde yaşayan, vücudu armuda benzeyen, sırtı esmer,

karnı büyük, vücudunda ışık veren çok sayıda organı bulunan, et, lezzetli olmakla birlikte

çirkin görünüşü nedeniyle pek tutulmayan bir balık.

 

Fenerbalığıgiller

Kemikli balıklar takımının, sıcak ve ılık denizlerin derin yerlerinde, diplerde yaşayan,

vücutları basık, derileri çıplak, ağızları çok büyük olan, boyları 70 santimetreyle

2 metre arasında olabilen, ışık veren organlarıyla avlarını çeken balıkları içine alan bir familya.

 

Fenik

Markın, yüzde biri değerinde Alman para birimi

1 Ocak 2002 den sonra

Euro, cent yer almaktadır.

 

Fenikeli

( MÖ 3000 – 2000 yılları arasında bugünkü Suriye, Lübnan ve İsrail’ in bulunduğu toprakların

Akdeniz kıyıları boyunca yer almış olan ‘’Fenike’’ adlı ülkenin adından )

Fenike halkından olan ( kimse )

 

Fenikmek

Açlıktan bayılacak gibi olmak, başı dönmek.

2. Ağlamaktan ya da bağırmaktan yorgun düşmek.

Fenol

Kim: Boyacılıkta, kimi plastik maddelerin ve kimi ilaçların yapımında kullanılan,

çoğunlukla madenkömürü katranından elde edilen benzinin oksijenli türevi.

 

Fenomen

Olgu, olay

 

Fenomenizm

Görüngücülük

 

Fent

Düzen, hile

 

Feodal

Derebeylikle ilgili

 

Fer

Parlaklık, aydınlık

2 ( göz de, dizde ) canlılık, güç.

 

Ferace

Kadınların sokağa giydikleri, arkası bol, yakasız, mantoya benzeyen bir üst giysisi.

2. Dervişlerin giydikleri çok bol bir tür hırka.

 

Feragat

Hakkından kendi isteğiyle vazgeçme.

  

2607
0
0
Yorum Yaz