07 05 2011

S Harfi Kelimeler Alfabetik

S, s

 

Türk abecesinin yirmi ikinci harfi

''se'' adı verilen bu harf, sesbilim yönünden örtümsüz sızıcı dişeti ünsüzüdür.

Kim: Kükürt elementinin kimyasal simgesi.

 

Saadet

Mutluluk .

 

Saat

Altmış dakikadan oluşan ve bir günlük sürenin yirmi dörtte birine eşit olan

zaman parçası.

 

Saat dairesi

Gökb. Bir yıldızın ve göğün kutuplarından geçen büyük daire.

 

Saatçi

Saat yapan, onaran ya da satan kimse.

 

Saatli bomba

İstenilen saate patlaması bir saat düzeneğiyle ayarlanmış bomba.

 

Saatlik

Herhangi bir saat süresince yapılan ya da olan ya da sürecek olan.

 

Saba

Müz: Alaturka müzikte bir bileşik makam

 

Sabah

Güneş' in doğduğu andan öğleye değin geçen zaman.

 

Sabah Yıldızı

Güneş doğmadan önce doğu gözerimi üstünde görülen parlak yıldız.

Eş: Venüs.

 

Saban

Toprağı kazarak altüst etmeye, tarlayı ekilebilecek duruma getirmeye yarayan

demir bir ucu bulunan ve çift süren hayvanlarca çekilen bir tarım aracı.

 

 

Sabanbalığı

Dev köpekbalığıgillerden, sıcak ve ılıman denizlerde yaşayan, Türkiye ' nin

denizlerinde de bulunan, kuyruğu sabana benzeyen, kuyruğuyla birlikte

boyu 6 - 7 metreyi bulabilen bir köpekbalığı.

 

Sabankemiği

Burun boşluklarını birbirinden ayıran bölmenin arkasında bulunan ince uzun kemik.

 

Sabık

Eski, geçen, önceki.

 

Sabıka

Geçmişte işlenmiş ve mahkemece kesin karara bağlanıp ceza verilmiş olan suç.

 

Sabır

Olacak ya da gelecek bir şeyi telaş göstermeden bekleme.

 

Sabi

Küçük çocuk.

 

Sabit

Yer değiştirmeyen, hep aynı yerde duran.

 

Sabo

Birçok Avrupa ülkesinde giyilen bir tür tahta ayakkabı.

 

Sabotaj

Baltalama .

 

Sabuk

Sağduyuya uymayan, düşünülmeksizin söylenen, saçma sapan.

 

Sabuklama

Kimi hastalıklarda görülen, anlamsız, taşkın davranışlarda bulunma, abuk sabuk, saçma sapan konuşma gibi belirtiler gösteren ruh bozukluğu durumu.

 

Sabun

Türlü yağlarla alkalileri birleştirme yoluyla yapılan, kirli ve yağlı şeyleri temizlemekte kullanılan madde

 

Sabunhane

Sabun yapılan yer, sabun sanayii.

 

Sabuniye

Nişastadan yapılan bir tür helva.

 

Sabunlamak

Herhangi bir şeyi sabun sürerek yıkamak, temizlemek.

 

Sabunlu

Sabun sürülmüş fakat durulanmamış olan.

2. içinde sabun eritilmiş olan.

 

Sabunluk

İçine sabun konulan küçük kap.

 

Sabunotu

Çöven

 

Sabuntaşı

Terzilerin kumaş üzerinde kesim yerlerini işaretlemek için kullandığı,

beyaz renkli ya da yeşilimsi magnezyum silikat

 

Sabura

Gemi safrası

 

Sac

Levha durumunda demir çelik ürünü.

2. Bu üründen yapılmış, genellikle yufka pişirmekte kullanılan, dışbükey çember biçimli pişirme aracı.

3. sactan yapılmış olan.

 

Sacayağı

Üzerinde sac, tencere, tava gibi pişirme araçları koymaya yarayan, ateş üzerine oturtulan, üç ayaklı çember ya da üçgen biçiminde demir destek.

2. Mec: üç kişilik ahbap topluluğu.

 

Saç

İnsan başının derisini kaplayan kıllar, baş kılı.

Gögb: kuyrukluyıldız çekirdeğini saran ışıklı gazyuvarı.

 

Saç sakal

Birbirine karışmak uzun süre tıraş olmamış, saçını kestirmemiş,, kendine çekidüzen vermemiş durumda olmak.

 

Saçak

Şal, atkı gibi kimi giyim eşyasında, masa örtüsü, yatak örtüsü, perde gibi kimi döşemeliklerde kumaş kenarlarına dikilen, süslü iplikten yapılmış püskül.

 

Saçakbulut

İnce, tüy gibi, saçaklı görünüşlü buz parçalarından oluşmuş beyaz bulut.

Eş: Sirrus

 

Saçakkök

Buğdayda olduğu gibi, asıl kökün çevresindeki ek köklerin gelişmesiyle oluşan kök topluluğu.

 

Saçalamak

Oraya buraya serpmek,  saçmak.

 

Saçı

Anadolu’ nun kimi yerlerinde gelenek olarak, düğün töreninde gelinin başından saçılan, çiçek, şeker, arpa, pirinç, para vb karışımından oluşan şeyler.

 

Saçkıran

Bir  mantarın yol açtığı, kılları döken bir deri hastalığı.

 

Saçma

Saçmak eylemi

2. ağızdan dolma tüfeklerde barutla birlikte doldurulan ya da avda kullanılan fişeklerin içine konulan küçük ve yuvarlak kurşun tanesi

3. Mec:  akla aykırı, mantıksız, tutarsız söz.

 

Saçma sapan konuşmak

Ne söylediğini bilmeden, düşüncesiz, tutarsız, yersiz konuşmak

 

Sadak

İçinde ok konulan, torba ya da kutu biçiminde kılıf.

 

Sadaka

Dilenciye verilen para

2.dinsel inanışla, yoksullara yardım olarak karşılıksız verilen şey.

 

Sadakat

Sağlam, güçlü ve içten baplılık.

 

Sadakor

Düz kokunmuş, açık saman renginde bir ipek kumaş.

 

Sadhharet

( Osmanlı İmparatorluğu’ nda ) başbakanlık.

 

Sade

Süsü püsü olmayan, süsten ve gösterişten uzak olan, süssüz, gösterişsiz, yalın.

2. ( kahve için ) şekersiz

3.(börek ve yiyecekler için vb.) içine iç konulmamış.

 

Sadece

Başka bir şey bulunmaksızın, yalnızca, ancak, yalnız olarak.

 

Sadeleşmek

Süslerden arınıp yalın, süssüz bir duruma gelmek, yalınlaşmak.

 

Sadet

Konuşulmak istenen asıl sorun, asıl konu, konuşmanın asıl amacı olan şey

 

Sadede gelmek

Konuyla ilgisi bulunmayan sözleri bırakıp asıl konuya dönmek.

 

Sadeyağ

Sütten çıkarılan yemeklik yağ.

 

Sadık

Aslına uygun, gerçek, doğru.

2. dostluğu ve bağlılığı içten olan, birine ya da bir şeye içtenlikle bağlı bulunan.

 

Sadır

Göğüs

2. yürek

3. Osmanlı döneminde kazaskerlere verilen san.

4. esk. Görünen, çıkan

 

Sadik

Fransız yazarı Marki de Sade’ ın adından

  1. sadizm özelliği taşıyan

 

Sadist

Cinsel birleşim sırasında fiziksel acı çektirme alışkanlığı bulunan ya da baklalarına fiziksel acı çektirerek cinsel doyuma ulaşma sapkınlığı olan ( kimse )

Mec: başkalarına fiziksel ya da ruhsal acı çektirmekten zevk alan ( kimse )

 

Sadme

Vuruşma, tokuşma, çarpışma, sarsıntı

 

Sadrazam

Osmanlı İmparatorluğu’ nda başbakan

 

Saf

Sıra, dizi

  1. İçinde hiçbir katkı öğesi bulunmayan, katışıksız, katkısız.
  2. Mec: kolaylıkla aldatılabilen, kurnazlığa aklı ermeyen, temiz kalpli.

 

Saf bağlamak

Sıraya dizilmek, sıra olmak, sıralanmak

 

Safalı

Eğlenceli,  şenlikli.

 

Safari

Afrika’ nın kimi yerlerinde, özellikle doğusunda siyahların oturdukları yerlerde birçok avının katıldığı, toplu biçimde yapılan yabanıl hayvan avı.

2. toplu biçimde ava çıkma.

3. keten kumaştan tapılmış, büyük cepli, uzun ve geniş spor ceket.

 

Safça

Biraz saf

Olana yakışır bir biçimde, saf olarak.

 

Safderun

Kolayca aldatılabilen, temiz yürekli ( kimse )

 

Safer

Ay takviminin ikinci ayı, sefer ayı

 

Saffet

Arılık, temizlik, saflık.

 

Safha

Evre

2. fiz: faz.

 

Safi

Duru, katışıksız, temiz

 

Safir

Gökyakut

 

Safkan

Irkının katışıksız özelliklerini taşıyan ( at ).

 

Safra

Gemileri ve her boyda deniz taşıtını, dengede tutmak istenilen su düzeyine değin

batırabilmek içini dip bölümlerine konulan ağırlık.

2. balonlarda bulunan pilotların, yükselmeyi saplamak ya da inişi yavaşlatmak için attıkları ağırlık.

 

Safrakesesi

Gövb: Ödkesesi

 

Safran

Süsengillerden, çayırlarda yetişen, bahçelerde de yetiştirilen, köksapı birbirine

yapılık iki soğandan oluşan, 10 – 15 santimetre boyunda, uzun

ve koyu yeşil biçiminde, çok yıllık otsu bir bitki.

 

Safran gibi

Çok sarı.

 

Safsata

Boş, asılsı,, temelsiz söz.

Fels: bilgicilik, sofizm.

 

Sagu

( Malezya dilinden ) kimi hurma ağaçlarının özünden elde edilen

ve pirinç gibi kullanılan, nişastalı bir madde.

Eş: Hintirmiği

 

Sağ

İnsan vücudunda yüreğin bulunduğu yanın karşısında olan

2. bu yandaki yön.

3. yaşamakta olan, ölü olmayan

 

Sağ yapmak

Motorlu taşıtı sağa yöneltmek.

 

Sağaçık

Ayaktopunda akıncılar arasında yer alan ve sağ başta bulunan oyuncu.

 

Sağalmak

Eski sağlığına kavuşmak, hastalığı geçmek, iyileşmek.

 

Sağaltmak

Eski sağlığına kavuşturmak, hastalığını iyileştirme

 

Sağan

Sağanlardan, az çok beyazla karışık siyahımsı esmer renkli, kısa bacaklı, uzun dar kanatlı, hızlı uçan, küçük bir kuş.

 

Sağanak

Birdenbire başlayan, çok sulu olarak yağan kısa süreli yağmur.

 

Sağanlar

Omurgalı hayvanlardan kuşlar sınıfını gökkuzgunumsular takımının bir alttakımı.

 

Sağbeğeni

Güzeli çirkinden ayırabilme yetisinin en yükseği.

 

Sağbek

Ayaktopunda, bir takımın iki savunucusundan  sağ yönde yer alan oyuncusu.

 

Sağcı

Eski düzeni özleyen ve ona geri dönülmesini isteyen, eskiye bağlı olan, düşünce ve davranış yönünden gerici, tutucu ( kimse, görüş )

 

Sağdıç

Düğün boyunca güveye ya da geline kılavuzluk eden kimse.

 

Sağduyu

Doğru, gerçekçi, akla uygun ve yerinde yargılar verme yeteneği

Fels: doğruyla yanlışı birbirinden ayırma ve doğru yargılama yetisi.

 

Sağgörü

Gerçekleri yanılmadan ve vaktinde görüp sonuçlarını kestirebilme yeteneği.

 

Sağhaf

Ayaktopunda,bir takımın oyun kurucularının sağ ucunda yer alan oyuncu

 

Sağı

Kuş gübresi

 

Sağılmak

Sağmak eylemine konu olmak

2. ( kumaş, iplik ) boşanmak, çözülmek, sökülmek.

 

Sağım

Sağmak eylemi

Süt veren hayvan

Süt sağma vakti

Sağmak işlemiyle bir defada alınan miktar.

 

Sağımlı

( Hayvan için ) süt vermekte olan, bol süt veren.

 

Sağımlık

Sütü için beslenen ( hayvan )

 

Sağın

Hekim, doktor

Fels: doğruluk kuralına uygun olan, yanlışı, eksiği olmayan, doğru.

2. sözün anlatılmak istenilene tam karşılık olması ( niteliği ).

 

Sağır

İşitme duyusundan yoksun, işitmeyen ya da işitme duyusu az çok körelmiş ( kimse )

2. sesleri geçirmeyen.

3( soba için ) geç ısınan ve ısıyı az veren, az ısıtan.

 

Sağırlaşmak

İşitme duyusunu yitirmek, işitemez duruma gelmek, sağır olmak.

 

Sağıryılan

Engerekgillerden, genellikle dağlık, taşlık kayalık yerlerde yaşayan, 65 – 75 cm. uzunluğuda, çok zehirli bir yılan.

 

Sağiç

Ayaktopunda, bir takımın akıncılarını oluşturan beş oyuncudan, sağdan ikinci yerde bulunan oyuncu.

 

Sağistem

Herhangi bir kimse ya da iş konusunda hiçbir kötü düşünce beslememe durumu, iyi niyet.

 

Sağlak

Sağ elini kullanan ( kimse )

 

Sağlam

Uzun süre dayanabilecek nitelikte olan, kolay bozulmaz, yıkılmaz, kırılmaz, dayanıklı.

2. bozulmamış, zarar görmemiş durumda olan.

3. güven verici, güvenilir.

 

Sağlamak

Önleyici şeyleri yok ederek, kaldırarak ya da gereken uygun durumu, koşulları

hazırlayarak bir işin olmasını gerçekleştirmek.

2. ( taşıtlar için ) yolda giderken bir taşıtın ya da yolun sağ yanına geçmek.

 

Sağlamcı

Her işini sağlam tutan, sağlama bağlayan kimse.

 

Sağlamlamak

Sağlam bir duruma getirmek

2. Mec: bir durumun, bir sözün gerçek, doğru olduğunu kanıtlamak.

 

Sağlıcakla

Rahatlık içinde, sağlıkla, esenlikle.

 

Sağlık

Vücudun ve ruhun esenlik içinde bulunması durumu, esenlik.

 

Sağlık denetimi

( ya da yoklaması ) bir kimsenin sağlık durumunun saptanması için bir sağlık kurumunda yapılan genel saplık taraması

Eş: Çekap.

 

Sağlık karnesi

Sosyal  güvenlik kurumlarından verilen, emeklilerin ve geçindirmekle yükümlü

bulundukları kimselerin hastalanmaları durumunda, sağaltımları

ve bakımlarıyla ilaçları için kullanılan defter.

 

Sağlık sigortası

Hastalık ya da ölüm durumunda sigortanın yardımını sağlayan sigorta anlaşması.

 

 

Sağlıkbilgisi

Hekimliğin, sağlığı korumak için neler yapılması gerektiğini bilimsel olarak ele alan dalı.

Eş: hijyen. 

1130
0
0
Yorum Yaz